Bugun...


Ezgi Kılıç

facebook-paylas
Tepeden Tırnağa Nâzım Hikmet
Tarih: 05-06-2020 21:17:00 Güncelleme: 05-06-2020 21:17:00


Nâzım Hikmet, 15 Ocak 1902 tarihinde Selanik’te,Osmanlı İmpratorluğu’nda birçok örneği olan kozmopolit bir ailenin mensubu olarak dünyaya geldi. İlk şiiri olan Feryad-ı Vatan’ı 1913 yılında yazmış olup 1918 yılının Heybeliada Bahriye Mektebi mezunlarındandır.

 

Henüz 19 yaşındayken Ocak 1921’de çocukluk arkadaşı Vâlâ Nureddin ile birlikte Milli Mücadeleye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu’ya gitmiş, fakat cephede görevlendirilmemiş bir süre öğretmenlik yapmıştır.Öğretmenlik yaptığı dönemde Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Mustafa Kemal Atatürk’e genç şairler olarak takdim edilince Mustafa Kemal Atatürk ‘’Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazma yoluna sapıyorlar,siz gayeli şiirler yazınız.’’ diyerek öneride bulunmuştur.Ve bu buluşmadan sonra Nâzım Hikmet’in Mustafa Kemal Atatürk için kaleme aldığı ‘’Sarışın bir kurda benziyordu/Ve gözleri çakmak çakmaktı./Yürüdü uçurumun başına kadar,eğildi,durdu./Bıraksalar ince,uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.’’ dizeleri kazındı  hafızalara…

 Ocak 1921’de Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde Siyasal Bilimler ve İktisat okumuş,Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olurken komünizmle de orada tanışmıştır. Çağdaş Türk şiirinde bu bağlamda Nâzım Hikmet’in önemli bir yeri vardır.Hayatı daima edebi yönde kuşatılmıştır. Çocukluk yıllarında başlayan bu edebi yön, gençlik yıllarında onun farklı edebiyat çevrelerine konuk olmasına ayrıca çeşitli dergilerde şiir,gazetelerde yazı yazmasına vesile olmuştur. En sevdiği yazarlarve şairler ise Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul,Ziya Paşa,Halide Edip Adıvar,Mehmet Rauf,Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Namık Kemal’dir. Edebiyata olan ilgisinin başladığı ve çeşitli dergi ve gazetelerde yazmaya başladığı bu dönemde Türkiye’de ve dünyada yenilikleri takip etmeyi hiçbir zaman ihmal etmemiştir. Türkiye’de bulunduğu sıralarda dönemin tanımış yazarlarıyla ve şairleriyle her zaman bir arada bulunmuş, sohbet edip tartışmıştır. Sovyetler Birliği’ne gittiği dönemde de dünyaca tanımış yazarlar ve şairlerle tanışma fırsatı bulmuştur.Nitekim çocukluk yıllarından beri onunla hep birlikte olan yol arkadaşı Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû)’dir. Nâzım Hikmet için evlerinde şiir okuma ve söyleme geleneği alışılmış bir durumdur. Daha küçük yaşlarda ailesinin teşviği ile şiir yazmaya başlar. Hatta ilkokulu bitirdiği gün dedesi Nâzım Hikmet’e kendi şiirlerini yazması için deri ciltli bir defter armağan etmiştir. Böylece Nâzım Hikmet 11-12 yaşlarındayken yazdığı şiirlerle çevresinin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Kaleme almış olduğu ilk şiiri ‘’Servilikler’’i annesi Celile Hanım Yahya Kemal’e gösterir ve Yahya Kemal’in vesilesiyle ilk şiiri yayınlanır.İlk şiirlerini hece vezniyle yazar. Moskova’da fütürizm ve konstrüktivizm akımlarıyla tanışır ve özellikle Vladimir Mayakovski’den etkilenir. Böylece Nâzım Hikmet Türk dilinin zengin ses sisteminden,ses uyumlarından yararlanarak Türk şiirine serbest nazımı getirir. Kitaplarını yazarken özellikle ilhamını; hayatından ve dünyada yaşayan insanlardan,özellikle Türkiye’de ve Sovyetler Birliği’nde yaşayan insanlardan alır. Şiiri ve poetikası olumlu ve olumsuz eleştiriler almasına rağmen her zaman kendi yaratıcı yoluyla ilerlemiş ve bu yolu asla terk etmemiştir. Nâzım Hikmet öyle ki şiirlerini hayatının en zor anlarında ruhunun çökmesine izin  vermeyen bir yoldaş olarak görmüştür. Özellikle hapishanedeki yalnızlığında en iyi arkadaşı daima şiirleri olmuş,şiirlerini yazarken adete doğa ile hayat ile insanlar ile iletişim kurmuştur.NâzımHikmet’in hayatında toplamda 15 yıl süren dört hapishane dönemi vardır. Yani hayatının dörtte birini hapishanede geçirmiştir. Hapishanede olduğu bu süreç içinde ise bu dönemini şiir yazarak eşi,annesi,kız kardeşi ve dostları ile mektuplaşarak geçirir. Özellikle bir mektubunda cezaevindeki durumunu ve hayat felsefesini şöyle ifade eder: ‘’ Üç türlü yaşamak var: Birincisi,yaşadığının farkında olmadan hayatını sürdürdüğünü sanırsın, ikincisi; nerede olursak olalım yaşamak bir mutluluk göstergesidir;düşünmek,okumak,sevmek,dövüşmek,görmek,çalışmak hatta işkenceler bile manevi saadettir insan için. Üçüncüsü ise yaşamanın aslında bir görev olduğudur. Verilmiş bir sözü yerine getirmek gibidir.  Tüm bunların ötesinde hapishanede olduğu sıralarda başlatmış olduğu açlık grevi Türkiye’de ve dünyada büyük bir yankı uyandırmış,birçok yazarı ve şairi harekete geçirmiştir.Hatta annesi Celile Hanım bile artık iyice endişe duyarak Haliç Köprüsü’nde kendi sağlık sorunlarına rağmen imza toplayarak Nazım Hikmet’in arkadaşları ile de birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden af yasasının çıkmasını talep etmiş ve nihayet Nâzım Hikmet 18 günün sonunda greve son vermiştir ve tabii ki açlık grevindeki mücadele ve birlik ruhu da şiirlerine en özel şekilde yansır fakat 1951 yılında Türkiye vatandaşlığından çıkarılması da şair için hayatının en üzücü dönüm noktalarından biri olur. Ancak asla pes etmemiş ve her ne koşulda olursa olsun memleket sevdasından vazgeçmemiştir. Nâzım Hikmet’in şiirlerinin bir özel yansıması da kuşkusuz aşık olduğu,sevdiği kadınlardır. Nitekim şiirlerinde Nüzhet Hanım’a ‘’minnacık kadın’’, Piraye Hanım’a ‘’kalbimin kızıl saçlı bacısı’’,Münevver Hanım’a ‘’gonca gülü’’ Vera Hanım’a ise ‘’saçları saman sarısı,kirpikleri mavi’’sıfatları ile seslenmiş ve edebi hayatının lirik şiire özgü kaleme aktarılmasında ilham kaynağı olarak en büyük pay bu dört kadın etrafında şekillenmiştir. Bir tekkendisini hastalık sürecinde tedavi eden Galina Grigoryevna Kolesnikovaile adına şiir yazmamıştır ve Galina Grigoryevna Kolesnikovaile bu durum için ‘’Oyun yazıyordu,yazı yazıyordu,ama benimle beraberken şiiri bırakmıştı.Bülbül şakımıyordu artık.Ama Vera’ya aşık olduğunda hemen şiir yazmaya başlamıştı.Sanata güç veren aşktır. Ben onu çok sevdim ama yazabilmesi için onunda sevmesi gerekiyordu.Bu durumu asla kıskanmadım.Bülbül artık ötmeye başlamıştı ve asıl önemli olan buydu’’ diyerek yorumlamıştır.

Bu vesile ile Nâzım Hikmet’in şiirinin devamlı bir arayış içinde olduğunu özellikle Türkiye’de serbest nazmı gelenek hâline getirdiğini ve yeniliğin öncüsü olduğunu unutmamak gerekir.Şiirde daima biçimde yeniliğin önemli olduğunu savunurken basamaklı şiir tarzıyla Türk şiirine yeni bir soluk kazandırmıştır.Fakat yaşamış olduğu tüm olumsuzluklara rağmen hiçbir zaman şair ruhunun sönmesine izin vermemiştir. Şiirlerindeki yoğun duygu ve içtenlik yıllar geçmesine ve geçecek olmasına rağmen daima var olacaktır. Çünkü bir toplumun kanayan yarasını aydınlatma yolundaki memleket sevdası, hayat ve ölüm,haksız kazanç ve sömürü,esaret ve özgürlük vazgeçmek,inanmak,direnmek ve bireyin toplumdaki yeri onun felsefesinin ve hayata bakışının özünü oluşturmuştur.Nitekim‘’Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ve bir orman gibi kardeşçesine…’’ dizeleri hayalindeki dünyanın,mutlu geleceğin,emeğin ve birlikteliğin gücünden kaynaklanacağına olan inancındandır.Çünkü ona göre sanatçı eskimekte olanın yıkılması ve yeninin kurulması mücadelesinde yaşamı örgütlü hale getirebilmek için çaba sarf eden kişidir.Teknolojiyi ve bilimi yücelten şiirleri de böylelikle bu çabanın bir uzantısı olarak görülür. Fakat zamanın Rus futurist şairlerinden fazlasıyla etkilendiği için şiirlerinde yüksek binalara,trenlere,traktörlere olan hayranlığını da gizlememiştir. Öyle ki ‘’Makinalaşmak İstiyorum’’ şiirinde de bahsettiği gibi

‘’trrrrum,
trrrrum,
trrrrum!
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!
beynimden, etimden, iskeletimden geliyor

bu!
her dinamoyu
altıma almak için çıldırıyorum!’’…

Adeta bir dünya şairi olan Nâzım Hikmet;61 yıla sığmış çileli,mücadele ve onur dolu yaşamı tepeden tırnağa kavga,hasret,ümit,sevda ve barıştan ibaretti ve bu yaşama birçok şiir,tiyatro,oyun,roman,öykü vs. sığdıran Hikmet, 10/01/2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararname ile tekrardan Türk vatandaşlığına alınmıştır. Uzun yıllar sürgün hayatı çekmiş,canından çok sevdiği ülkesinin hasreti ile  03/06/1963 tarihinde Moskova’da vefat etmiştir.Vatandaşlıktan çıkarılmasının üzerinden 58 yıl geçmesine rağmen yeniden Türk vatandaşı olan Nâzım Hikmet’in şu sözleri ise  onu hâlâ haklı çıkarıyor.

‘’ … vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
                            ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.’’

 

Bu dünyadan Nâzım Hikmet geçti.

Sonsuz saygıyla…

 





YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HAVA DURUMU
resmi ilanlar nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI